KÜRTLER VE KÜRDİSTAN İÇİN YETMEZ AMA EVET!

Kürtlerin ve Kürdistan'ın dörde bölünmesi, onların bir ulus ve ülke olduğu gerçekliğini örtbas etmez, gizlemez, perdelemez, inkara dayalı bir durum gündeme getirmez, getirmedi de. Ve sonuçta bu ulus ve ülke gerçekliği, ağır ve zorlu mücadele koşulları, ödenen bedeller, yaşanan soykırımlar ve dünya ölçeğinde değişen dengeler nedeniyle, ulus ve ülke olarak kendisini dünya kamuoyunun gündemine dayatan ve "ben, bu çağda diğer ulus ve ülkelere göre problemliyim, eksikliyim, sorunluyum benim bu çağdışı sorunlarıma bir çare bulun, beni bu cendere ve statüden kurtarın" diye feryat eden bir ulus ve ülke gerçeğidir Kürtler ve Kürdistan.

Hurşit Kaşıkkırmaz / Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

Hemen belirtelim. Kürtleri ve Kürdistan'ı bu duruma sokan, bölen, parçalayan, yüzyıllarca kan, kırım, katliam, inkar, asimilasyon yaşatarak onları bu derece aşağılayan, onların onur ve haysiyeti ile oynayan, onları sömürgeci devletlere teslim ederek adeta "kemiği benim eti senin" misali bir durum ile karşı karşıya bırakarak, bu vahşet tablosunu Kürtlere yaşatanlar kimlerdir? Kuşkusuz ki birinci derecede egemenler ve emperyalistlerdir. Önce Osmanlı ve Fars imparatorlukları, sonra emperyalistler: İngiltere, Fransa yani Avrupa. Daha sonra devreye giren Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Rusya. İkinci derecede ise, sömürgeci devletler: Türkiye, İran, Irak ve Suriye.

Bu yukarıda belirttiğim egemenlerin, emperyalistlerin ve sömürgecilerin konu hakkında ki rolleri yıllardır yazılıyor, çiziliyor, konuşuluyor. Bunlar halkın çoğunluğu tarafından biliniyor. Ama son dönemlerde, dünyadaki yeni denge ve çıkarlardan dolayı egemenlerin ve emperyalistlerin Kürtleri tanımaları ve onlara kendi çıkarları için yardım etmeleri sonucunda, Kürtlerin çoğunluğunda egemenlere ve emperyalistlere yaklaşım ve bakışta bir sempati havasının hakim hale geldiği görülüyor. "Geçmişini bilmeyen veya unutan, geleceğini belirleyemez" halk deyiminde olduğu gibi, bu konuda eğer Kürtler dikkatli davranmazlarsa gelecekte daha değişik ve ağır sorunlar ile yüzleşebilirler.

Hatırlatma amaçlı belirtmekte fayda var. Önce 1639'da Qars-ı Şirin antlaşması ile Osmanlı ve Fars imparatorlukları arasında ikiye bölünen Kürtler ve Kürdistan, daha sonra 1916'da İngiltere, Fransa ve Rusya arasında yapılan Sykes-Picot isimli gizli bir antlaşma ile merkezini Kürdistan ve Mezopotamya'nın oluşturduğu Ortadoğu'da ki Osmanlı topraklarını bölmeyi hedeflediler. 1917'de Rusya'da gerçekleşen Sovyet Bolşevik devrimi sayesinde bu gizli antlaşma Lenin ve yoldaşları tarafından deşifre edildi ve Rusya antlaşmadan çekildi. 1916'nın devamı ve tamamlayıcısı niteliğinde olan uluslar arası 1923 Lozan antlaşması ile Kürtler ve Kürdistan resmen dörde bölünmüş oldu. Burada dikkat edilmesi gereken, daha dün Kürdistan'ı kendi çıkarları için bölen, parçalayan ve bölgenin sömürgeci devletlerine teslim edenler egemenler ve emperyalistlerdir. Yani bu gün kendi çıkarları için Kürtleri tanıyan ve yardım edenlerdir. Kaldı ki bu belirttiğimiz sömürgeci devletlerin sınırlarını çizen ve statülerini belirleyenler de yine aynı egemenler ve emperyalistlerdir.

Belirtmek gerekir ki Kürtler hiç bir zaman bu bölünmüşlüğü ve statüyü kabul etmediler. Her zaman ve dönemde ama düşük ama yüksek boyutta bu duruma karşı mücadele ederek bedel ödediler, ödüyorlar. Fakat egemenler ve emperyalistler yani uluslar arası küresel güçler ve aktörler, Kürtlerin bu mücadelesini ve çığlığını duymadılar, duymak istemediler. Sömürgeci devletlerin Kürt halkına karşı uyguladıkları vahşet karşısında sesiz kaldılar, hatta vahşet uygulamak, kırım ve katliam yapmak için bu devletlere durmadan silah sattılar, satıyorlar. Ne zaman ki bölge sömürgeci devletlerinin bir kısmında yani Irak ve Suriye'de çıkar amaçlı savaşlar çıkmaya başladı Kürtler hatırlanır oldu. Türkiye ve İran ise şimdilik beklemede duruyor.

Kürtlerin ve Kürdistan'ın içinde bulunduğu durum veya ona reva görülen statü gereği her parçada ki Kürtlerin tek başlarına kendi kurtuluşlarını sağlamaları çok zor bir olasılıktır. Şimdiye kadar verilen mücadeleler ve yaşanan pratiklerde açık bir şekilde görüldüğü gibi, sömürgeci ülkelerin boyunduruğundan çıkmak için ya ülkelerin içinde iç muhalefet güçlü bir şekilde egemen sistemi sarsacak ve Kürtleri destekleyecek ki Kürtler özgürlüklerine kavuşsunlar (ki şimdiye kadar böyle bir örnek yaşanmadı), ya her dört parçada ki Kürtler ciddi ve güçlü bir dayanışma içerisinde olacaklar (ki şimdiye kadar bu örnek de yaşanmadı), ya da dış güçlerin müdahalesi sayesinde yaşanan savaşlardan faydalanmak suretiyle çeşitli haklara sahip olacaklar. Verdiğimiz bu örneklerin sonuncusu şimdiye kadar üç kez gerçekleşti ve her seferinde Kürtler çeşitli haklara sahip oldular. 1- 1946'da kurulan Mahabad Kürt Cumhuriyeti, İngiltere ve Sovyetlerin İran'ı işgal ederek ikiye bölmelerinden yararlanarak Sovyetlerin yardımı ile kuruldu. Daha sonra yapılan anlaşma gereği Sovyetlerin zorunlu çekilmesi sonucu Cumhuriyet, İran güçleri tarafından yıkıldı. 2- 2003'de ABD ve İngiltere'nin başını çektiği koalisyon güçlerinin Irak'ı işgal etmeleri ve Saddam Hüseyin rejimini devirmelerinden yararlanan Kürtler, Irak'ta ABD ve batının desteği ile federasyon yönetimine geçerek devletleştiler. 3- 2011'de Suriye'de başlayan iç savaş boyutlanarak büyüdü ve uluslar arası bir nitelik kazanarak küresel aktörlerin ilgi ve iştah alanı haline geldi. Savaşın başlamasından kısa bir süre sonra Rojava'da ki kolluk kuvvetlerini ve asayiş güçlerini geri çeken Beşar Esad rejimi, Kürtler ile problem yaşamamak için bölgeyi Kürtlere bıraktı. Bu durumdan faydalanan Kürtler, özerklik ilan ederek Kanton sistemine geçtiler.

Emperyalizme ve onun politikalarına dikkat!

Emperyalist kültür ve mantaliteye göre emperyalizmin dostu, dostları olmaz. Emperyalizmin dostları, onun çıkarlarına göre değişir ve çıkarların niteliği, oranı ve durumu ilişkilerin biçimini belirler.  Kürtler ve Kürdistan için; daha dün bölgede emperyalistlerin çıkarları için önem verdikleri ülkeler sömürgeci devletler idi. Bu gün ise sömürgeciler tamamen dışlanmamakla birlikte, öncelikli olarak Kürtlerin ve Kürdistan'ın üzerinde duruluyor, önem veriliyor ve onlara sempati ile yaklaşılıyor. Neden? Kuşkusuz yüzyıllardır Kürtler mücadele ediyorlar. Kendi halkı ve ülkeleri için milyonlara varan şehit ve kayıp verdiler. Bu Kürt mücadelesi ve dinamiği dışlanmadan konuya yaklaşmak gerekiyor. Fakat şu tespit bilinmelidir ve hiç ama hiç unutulmamalıdır. Eğer emperyalizm bir veriyor ise, yani size yardım ediyor ise o verdiği birin karşılığında yüz veya bin almayı hedeflediği içindir. Şimdilik görünenleri kısa bir şekilde açıklayacak olursak.

1- Ortadoğu ve Kürdistan coğrafyası temel fosil enerji kaynakları için halen zengin bir pazar niteliğindedir.

2- Bu nedenden dolayı ABD – batı ve Rus blokları arasında yeniden paylaşılmaya müsait bir pozisyondadır.

3- Ortaya çıkan IŞİD organizasyonunu iyi kullanan emperyalizm, silah sanayisini iyi çalıştırmak için mükemmel bir fırsat yakaladı ve bölgede savaşı bitirme diye bir düşüncesi şimdilik görünmüyor.

4- Kürtlerin ve Kürdistan'ın parçalarda da olsa kısmen hak ve hukuklarına kavuşmaları, devletleşmeleri, federasyon veya özerkleşmeleri yeni bir yapılanmayı gerektirecek ve dolayısıyla her alanda yeni bir pazardır emperyalizm için.

5- ABD-batı ve Rus bloğu Kürtleri, IŞİD'e karşı verdiği mücadeleden dolayı öve öve bitiremiyor. Hâlbuki öbür yandan herkes tarafından bilinen bir gerçek var ki IŞİD ve benzeri örgütlenmeleri kontrol eden ve dolaylı olarak onlara silah satan, veren yine aynı emperyalizmdir. Emperyalizmin IŞİD ve benzeri radikal İslami örgütlenmeleri bitirme diye bir dertleri yoktur. Hedef onları kontrol etmek ve kendi çıkarları için kullanmaktır. Değilse doğusuyla, batısıyla, güneyiyle, kuzeyiyle bütün dünya bir örgüte karşı savaşıyor ama bu örgüt bitirilemiyor. Bunlar emperyalizmin oyun ve entrikalarıdır.

6- Bütün bunlara ek olarak; Kürtlerin tanınmaları ve hak, hukuk sahibi olmaları karşılığında şimdiden Güney Kürdistan'a yatırım yapmayan, silah yığmayan, kendi çıkarı için ilişki kurmayan emperyalist ülke kalmadı.

7- Rojava daha tam olarak özgürleşmeden ABD'nin şimdilik 7-8 hava alanı kurduğu, Rusya'nın kurmaya çalıştığı gerçekliği gözardı edilmemelidir.

8- IŞİD'i Musul ve Rakka'dan temizlemek için ağırlıklı olarak Kürtlerin seferber edilmek zorunda bırakıldığı yine emperyalistlerin politikalarıdır. Vekalet savaşları anlamında emperyalizm adına ve onların verdikleri destek ve silahlar ile Musul'da savaşan etkin güç Peşmerge iken, Rakka'da ise savaşan belirgin güç gerilladır.

9- Daha dün Kürtler arası kriminal ilişkiler, çelişki ve çatışmalara sebep olan, bölgede uygulanan emperyalist politikalar idi. KDP ve YNK, KDP ve PKK arasında yaşanan kardeş kavgası (bıra kuji) tamamen Kürtleri birbirine düşürmek, düşman etmek için devreye sokulan politikalar idi. Dün bu gerekiyordu bunu yaptılar. Bu gün ise, bu günün çıkarlarına göre hareket ediliyor ve Kürtlerin birleşmeleri, dayanışmaları öneriliyor. Bu gün için "Kürtleri bir araya getirmek, Kürdistan'ın dağlarından daha zordur" diyen bir Fransız dışişleri bakanı, Kürtleri kimin bu kılığa, duruma soktuğunu unutmuş mu, bilmiyor mu acaba.

10- Ulusal anlamda bile sağlıklı bir politikaya sahip olamayan Kürtlerin büyük örgütlenmeleri (KDP, YNK, PKK, PYD vb) emperyalizmin bölgede ki olumsuz politikalarına karşı koyamazlar, koyamadıkları gibi bu politikalardan da bağımsız hareket edemezler. Örneğin özellikle ABD ve Rusya'nın ve uluslar arası diğer etkin aktörlerin Güney Kürdistan'a Bağımsızlık ve Rojava'ya özerklik vaat etmeleri ve öngörmeleri, nabza göre şerbet verme anlamına geliyor. Çünkü KDP ve YNK, Kürt ulusal burjuvazisinin temsilcisi olarak ulusal devleti savunurlarken, PKK ve PYD geleneği Kürt ulusal devleti istemiyor, Kürt devletine karşılar ama bölgede ki sömürgeci devletleri tanıyorlar. Onlar her parçada özerklik taraftarı olarak, günümüz koşullarında ne ve nasıl olacağı belli olmayan uluslar ve devletler üstü konfederal bir yapılanma istiyorlar. Oysaki Güneyde Kürtlerin devletleşmeye doğru gitmesi, PKK, PYD'nin bu stratejisini şimdilik çürütüyor.

11- Son yıllarda ulusal anlamda Kürtler için gündeme gelen bu verili ve pozitif koşulları sağlıklı, birlikli, beraberlikli ve dayanışmacı bir ortama çekmek ve yerli, toplu halk insiyatifini gerçekleştirmek işi ve becerisi, başta Kürdistani örgütlenmelerin görevi olmalıdır, olmalıydı. Ama ne yazık ki bu yerli ve toplu ve Kürdistan'ın bütün bölgelerini kapsayan birlik, beraberlik ve dayanışma gerçekleşmedi. Halk deyiminde olduğu gibi "hırsız suçlu da evin kapısını, penceresini açık tutan ev sahibinin hiç mi suçu yok". Ulusal Kongre benzeri, asgari müşterek talepleri kapsayan emperyalizm ve sömürgecilerin iradelerine rağmen otonom ve bağımsız  hareket edemeyen Kürt, Kürdistani partiler, örgütlenmeler, siz böyle hareket ettiğiniz sürece bu halk daha çok ızdırap çekecektir.

Sonuç olarak: Bütün bu olup biten ve yaşananlara rağmen, Güney Kürdistan Kürt yönetimi federasyondan bağımsızlığa adım atmak için 25 Eylülde bağımsızlık için referanduma gitme kararı aldığını açıkladı. Her şeye rağmen Kürt halkına başarılar dilerken, her bölgede Kürtlerin çıkarına olacak olan bağımsızlık, federasyon, otonomi, özerklik vb. haklar desteklenmelidir. Bir bütün olarak Kürdistan'ın diğer parçaları da gözönünde bulundurulduğunda, darısı bütün Kürdistan için olsun.

BIJÎ KURDISTAN A AZAD Û DEMOKRATIK – YAŞASIN BAĞIMSIZ VE DEMOKRATİK KÜRDİSTAN

10.06.2017

 

 

RSS Feed

rojnameyanewroz.net

IFTTT
Blogger tarafından desteklenmektedir.